Seyahat, Yaşam

ARTILARIYLA EKSİLERİYLE YURTDIŞINDA YAŞAMAK

31 Aralık 2019

Paris’te kaldığım süre boyunca en çok duyduğum söz “Ohhh hayat sana güzel” oluyordu. Peki yurtdışında yaşayınca gerçekten de hayat dışarıdan gözüktüğü gibi toz pembe mi? Dünyanın farklı köşelerinden 5 kadın bir araya geldik ve sizlere tüm gerçekleri anlattık hatta bonus olarak bulunduğumuz ülkelerle ilgili mini bir rehber bile hazırladık. İşte artılarıyla eksileriyle yurtdışında yaşamanın gerçek yüzü….

Ladin Atilla (@ladinista) kimdir?

Ben seyahat ederek yeni şeyler denemeyi, uzun kahvaltılar etmeyi ve denizle ilgili her şeyi seven bir gezginim. Bu günlerde girişimciliğe ilk adımlarımı atıyorum. Dolayısıyla boş zamanlarım fikirlerimi hayata geçirmek için ne gerekiyorsa onu öğrenmeye çalışmakla ve bu fikirleri test etmekle geçiyor. 

Hangi ülkedesin ve buraya yerleşme hikayen

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeyim genelde Suudi Arabistan ile karıştırılıyor o yüzden Dubai’deyim diye ekleyeyim. 

Buraya aşkın peşinden geldim 🙂 Kısaca, 5 sene önce Dubai’de bir staj yaptım. Burada tanıştığım insanlarla iletişimimi koparmadım hatta birine aşık oldum. Şansıma o da bana aşık oldu. Skype başında geçen aylardan sonra güzel yıllarımızı neden ayrı ayrı geçiriyoruz dedik ve 3-4 valize ne sığdırabiliyorsam topladım geldim.

Yurtdışında yaşamanın artıları/eksileri -kısaca gerçek yüzü 😉

Hemen hemen her şeye sıfırdan başlamak gerekiyor bu hem heyecan verici hem de zor. Yeni bir ev kurmak, keşfedilecek yeni yerler, lezzetler, kültürler işin heyecan verici kısımları. Dubai özelinde bakarsak; yüksek yaşam kalitesi, düşük suç oranı, dünyanın her yerinden gelen insanların bir arada yaşamasının oluşturduğu zenginlik ve hoş görü seviyesi burada yaşamanın artılarından. Eğer benim gibi yaza hiç doyamayanlardansanız 12 ay yaz rüya gibi bir şey.

Gelelim eksilere, aile ve arkadaşlardan uzakta olmak, burada bir çevre kurana kadar yoğun bir yalnızlık hissi yaşatabiliyor. Bilinmezliklerle dolu yeni hayatı keşfetmekle uğraşmak yerine kafa Türkiye’de beden burada yaşamak insana daha kolay geliyor. Ancak günün sonunda ne tam orada ne tam burada olunabildiği için bu bir girdap.

Artı mı eksi mi olacağı joker olan bir konu ise kariyer. Genelde taşındıktan sonra iş arayanlar (ben dahil olmak üzere), umulandan çok daha geç ya da daha alt pozisyonlarda iş buluyor ya da bulamayıp kariyer değiştiriyor. Taşınmadan önce bunları göze almak lazım.

Yurtdışına taşınacak olanlara neler tavsiye edersin

Yola mümkün olduğu kadar çok büyük beklentilerle çıkmayın alışma süreciniz daha kolay olur. 

Açık fikirli olun. Hayatınızın değişeceğini kabul edin. Eski alışkanlıklarınıza sabit bir şekilde tutunmaya çalışmayın. Yeniliklere ve zorluklara bakış açınız pozitif olursa bu deneyim sizi yıpratacağına geliştirir .

Internations, Expat Facebook Grupları gibi yerlere üye olun. Bu gruplardaki insanlar aynı yollardan geçtiği için hangi tamirci iyiden tutun iş bulmaya kadar bir çok konuda hayatınızı kolaylaştırıyor.

Tecrübeleri paylaşma zamanı: Bulunduğun yerdeki en güzel mekanlar ve bunları yapmadan dönmeyin dediklerin…

Ne yapıp ne edip bir gün batımı izleyin burada güneş inanılmaz güzel batıyor. Favorim Burj El Arab (yelken otel) manzaralı gün batımları. Umm Suqeim Park’ının önündeki halk plajından ya da civar otellerdeki sahil restoranlarından birinde izleyebilirsiniz.

Çöl Turu – Çok turistik de olsa eğlenceli bir aktivite. Eğer kamp yapmayı seviyorsanız çölde kamp yapmak da zevkli oluyor.

Madinat Jumeirah – Buraya akşam gitmenizi tavsiye ederim çünkü ışıklandırmayla daha güzel gözüküyor. İçeriyi gezdikten sonra tropik temalı bir bar olan Traders Vic’de Tiki Puka Puka için

La Mer – Denize girilebilen, açık hava eğlence ve alışveriş merkezi görülmeye değer (Instgramlık).

Alserkal Avenue – sergiler, konserler, 3. dalga kahveciler ve tasarım dükkanlarıyla dolu bir kompleks

Eski Dubai – Güne Arabian Tea House’ta arap kahvaltısıyla başlayın. Al Fahidi Mahallesini gezdikten sonra 1 Dirhama eski zamanlarda kullanılan abra denilen teknelerle nehrin diğer kıyısına geçin. Creekside Cafe’de haliç manzaralı bir kahve için ve Dubai’nin bu daha mütevazi tarafının tadını çıkarın.

En sevdiğim cafeler – Myocum, Boston Lane, Roseleaf, Vibe, Midnight Breakfast

Mimoza kimdir?

Düşündüm de… Bu nasıl zor bir soru! 

Mimoza 26 yaşında, gezmeyi, görmeyi, yemeyi ve öğrenmeyi seven, müziğe aşık, yüksek enerjili ve etrafına da yüksek enerjili insanları toplayan, gülen ve gülmeyi çok seven ve küçük şeylerden mutlu olan biridir. Oldu mu acaba ya? 

Eğer özgeçmişimi sorarsanız, ki bence benim ben olmamda büyük katkısı vardır, aşırı uzun değil ama hayli heyecanlı. İngiltere’de bir üniversite, Barselona’da Master, 12 yaşımdan beri keman, senelerce voleybol, bilmem kaç yaşımdan beri seyahat, araya bir yere de bir O Ses Türkiye! İşte ihtiyacınız olan Mimoza karışımı.

Hangi ülkedesin ve buraya yerleşme hikayen

3 senedir Barselona’da yaşıyorum. Üniversiteden sonra hala hayatımda tam olarak ne yapacağıma karar verememişken (ki hala veremedim galiba…), buraya olan hayranlığımı bilen annemin verdiği motivasyonla, Master yapmaya geldim. Bir sene Master yaparım dönerim derken, buraya iyice aşık oldum. Dönemedim. Masterımdan sonra staj hakkım vardı, 7 ay boyunca bir otelde Yiyecek İçecek departman müdürünün asistanlığını yaptım. Tabii bu süreçte hep İspanyolca için dil okuluna gittim, hiç bırakmadım,  bir hayli ilerlettim.En son yaptığım şey ise İspanyolca olarak Dijital Pazarlama ve Turizm sektöründe E-Ticaret bölümü okumak oldu.  

Yurt dışında yaşamanın artıları ve eksileri – kısaca gerçek yüzü

Yurt dışında yaşamanın artıları, eksilerinden fazla, en azından benim için. 

Ben 18 yaşımdan beri yurt dışında yaşıyorum bu da bana genç yaşımda bana sorumluluk almayı, kararlarımın arkasında durmayı, yeniliklere ve farklılıklara açık olmayı, bizim görüp görebileceğimizi sandığımız bir dünyadan çok daha büyük bir dünya olduğunu görmemi sağladı. Eğer ben 18 yaşımda ülkemden ayrılıp gitmeseydim, at gözlüklerimi çıkartamayacak, kendi küçük dünyamdan çıkmadan, öylece okuyup çalışmaya devam edecektim. Aynı insanlar, aynı yerler, aynı düşünce biçimleri, aynı hayaller, aynı standartlar, öylece büyüyecektim. Bu yüzden birincisi dünya görüşümü değiştirdi diyebilirim. 

Bunun yanı sıra, konu Barselona’da yaşamanın artılarına gelirse, listeyi çok uzatmamaya çalışacağım:  Burada çoğu insan güler yüzlü, bu benim için en önemli şeylerden biri. Kimse birbirinin hayatına karışmıyor, herkes kendi halinde. Burası İstanbul’dan sonra benim için küçük bir yer, bu yüzden ulaşım rahat, her şey birbirine yakın, hayat bu bakımdan daha kolay. Hava güneşli, insanlar sosyal, herkese göre bir aktivite, bir etkinlik, bir restoran, bir mahalle var. Ay neyse çok övdüm. Eksilere gelebiliriz. Birincisi ben burada yabancıyım, ne kadar adapte olursam olayım, çevremdekilerden farklıyım. Türkiye’de hissettiğim duyguyu, burası ne kadar evim gibi olsa da, hissedemem. Klişe olmayayım diyorum ama, bir rakı sofrasını, bir boğaz manzarasını, bir arkadaş ortamını özlüyorum. İnsan özlüyor yani. Ama yine de gerçekten, sevdiklerimi özlemek dışında, yurt dışında yaşamanın başka bir eksisi gelmiyor aklıma. Çünkü yurt dışında yaşamak hep bir şeyler öğretti, hep güzellikler getirdi, umuyorum ki bundan sonrası da böyle gider!

Yurt dışına taşınacak olanlara ne tavsiye edersin

Eğer olanakları varsa, taşınmadan önce orayı çok çok gezsinler, bir şekilde lokalleriyle tanışsınlar, orada yaşayanlarla konuşsunlar. Farklılıklara açık olsunlar, sabırlı olsunlar, iyiliklere güzelliklere kolları açık dursunlar. Bir kere taşınınca da, nasılsa bir gün yapılır diye düşündükleri aktiviteleri, hemen yapmaya başlasınlar. Fark etmeden sahip olduğumuz ön yargıları, eleştirileri arkada bıraksınlar. Yeni bir ülkeye taşınılıyorsa, tam taşınılmalıdır bence, orada yapmaya alıştığınız şeyleri burada yapamayabilirsiniz. O yüzden öğrenmeye açık olsunlar, her fırsata atlasınlar. 

Tecrübeleri paylaşma zamanı: Bulunduğun yerdeki en güzel mekanlar ve bunları yapmadan dönmeyin dediklerin

Barselona’ya ilk defa geliyorsanız, kaç gününüz olursa olsun, yürüyerek gezin. El Born mahallesini, El Gotic mahallesini, El Raval mahallesini gezin. Deniz kenarında yürüyün. Parkın içinden geçip Arc de Triomf’u görün, La Rambla çok meşhur evet, üzerindeki Mercat de la Boqueria da çok meşhur evet ama oralarda aşırı vakit kaybetmeyin, çok turistik. O market  gibi Mercat de Sant Antoni’yi, Mercat de Santa Caterina’yı gezin. Gaudi’nin hayatını ve yaptıklarını okuyup, Sagrada Familia’ya gidin ve mutlaka içini de gezin (önceden internetten biletini alın). Onun çaprazında kalan Hospital de Sant Pau’yu görmeden o bölgeden dönmeyin. Gaudi’nin en önemli eserleri olan Casa Batllo’yu, Casa Mila’yı ve Casa Vicens’i görün. Paseo de Gracia’dan yukarı yürüdükten sonra, Gracia mahallesini gezin, küçük dükkanlar, kafeler ve meydancıklarda kaybolun. Bunlar aşırı genel olarak özetleyebileceğim şeyler. 

Bütün bunların yanı sıra, keyifli bir yaz akşamında Sagardi 1881’in terasında marinaya karşı bir şey için, Harlem Jazz Club’da ya da Jamboree’de jazz konserine gidin, güneşi batırmaya bir piknik sepeti hazırlayıp Bunkers del Carmel’e çıkın. Bodegaların birinde, mesela La Puntual’de veya Bodegueta’da klasik tapas yiyin, La Pepita veya Bar Canete’de farklı tip tapasların tadına bakın. Macera’da kendi yaptıkları cinlerin tadına bakın, La Confiteria’da bir kokteyl için. Aslında Barselona flamenkonun şehri değil ama çok isityorsanız Poble Espanyol’un içindeki Tablao del Carmen’e gidin, böylelikle Poble Espanyol’u da bedava görmüş olursunuz. Gece kulübü istiyorsanız beklentiniz düşük olsun, daha çok El Born’daki barlarda takılmayı tercih edin. Lokallerin arasına karışıp çılgınca gitar çalıp söyleyen adama eşlik etmeye Quilombo’ya gidin. 

İpek Evci (@aradiginizkisigeziyor) Kimdir?

 
Merhaba, ben İpek Evci. Klasik bilgilerinden ilerlersek 35 yaşındayım, evliyim bir de oğlum var. Bundan yaklaşık 3 sene önce eşimin aldığı bir iş teklifi ile bütün hayatımız değişti desem yalan olmaz. Radikal bir karar ile 10 senelik özel sektör kariyerimi sonlandırdım ve bilmediğimiz bir yola, hayalimizdeki şeyleri gerçekleştirebilmek ümidiyle çıktık. Oğlumuz 2 yaşındaydı ve eğer şimdi denemezsek bir daha cesaret edemeyebiliriz dedik, atladık geldik. Panama’daki 3. yılımız dolarken, çekirdek ailem ile birlikte doğup büyüdüğümüz topraklardan çok uzakta, okyanusların arasında bu küçük ülkeyi evimiz olarak sahiplendik, çok da mutluyuz. Bütün bir kıtaya hakim olan Latin Amerika kültürünü tanımak, hayatımıza giren yeni bir dilin sürprizlerine açık olmak ve keşfedilmeyi bekleyen yeni rotaların hayalleri ile hayatımız macera dolu bir sürecin içerisinde son 3 yıldır. Ve ben buraya gelmeden önce işimle birlikte ilerletmeye çalıştığım bloğum, fotoğraf merakım ile dilediğimce ilgilenebiliyorum, belki özel sektörden uzaktayım fakat hala çalışıyorum 🙂 Yıllardır hayalini kurduğum ortamda, istediklerimi gerçekleştirebilmek için çalışıyorum. Elimden geldiğince yaşadıklarımızı, bu coğrafyada deneyimlediğimiz bir çok şeyi, yaşadıklarımızı& hissettiklerimizi blogumda, Hürriyet Seyahat ekinde, belirli dergilerde yazıyorum, yaptığım videoları Youtube kanalımda ve bloğumda paylaşıyorum. Sanırım bu şekilde uzakları yakın ediyorum kendime 🙂
 
 

Hangi ülkedesin ve buraya yerleşme sebebin?

Panama’da yaşıyoruz. Buraya gelme sebebimiz tamamen eşimin işi ile ilgili. Uluslararası bir firmadan teklif aldı. Ülkeyi araştırdık, geldik ziyaret ettik, buradaki Türk arkadaşlar ile görüştük ve kararımızı verdik. Ne kaybederiz ki, şimdi denemenin tam zamanı.
 
 

Yurtdışında yaşamanın artıları/ eksikleri- kısaca gerçek yüzü?

Uzaktan bakıldığı zaman herkesin ‘ohhh ne güzel takılın bakalım’ şeklinde yorum yaptığı bir ülkedeyiz. Yer Panama olunca, hele ki 12 ay boyunca hava sıcaklığı 30’lu derecelerde seyredince ‘ohhh’lar’ daha da çoğalıyor doğal olarak. Ocak ayında Türkiye karlar altındayken bizim tropik bir adada denize girmemiz ‘hayat şahane’ şeklinde yorumlanıyor genelde. Ama tabi biz 12 ay o palmiyenin altında elimizde hindistan ceviziyle dolaşmıyoruz. Bilmediğiniz bir iklim, coğrafya, kültür, dil… Kısacası hiçbir şey bilmediğiniz bir ülkede yapayalnızsınız. Her ne kadar başa çıkmaya çalışsanız da uzakta olmanın zorlukları belirli zamanlarda kendisini fazlaca hissettiriyor. Burada tabi ki bir çevremiz, arkadaşlarımız var  fakat belirli bir yaştan sonra çocukluk arkadaşınızla yakaladığınız samimiyeti asla yakalayamıyorsunuz, dertleşmek, paylaşmak, zor anlarda destek bulmak bu yüzden zorlaşıyor doğal olarak. Hele ki aile kısmı. Uzaktalar, aklımızın bir kısmı sürekli onlarda. Buradan kalkıp acil olarak Türkiye’ye gitmek istesek minimum 14 saat uçmamız gerekiyor. Tabi şanslıysak ve o gün direk uçak varsa. İşte bu gibi varyasyonlarla zaman zaman daha çok kurmaya, endişelenmeye başlıyorsunuz. 
Bir diğer nokta Türkiye- Panama arasındaki 8 saatlik zaman dilimi farkı. Biz uyurken onlar uyanıyor, onlar uyumaya hazırlanırken bizde daha öğle saatleri oluyor. Yani öyle istediğiniz zaman istediğiniz kişiyle konuşamıyorsunuz. 
Panama’da halk ispanyolca konuşuluyor. Ve inanın hiç ingilizce bilmiyorlar. Ben gelmeden önce ne kadar olabilir ki diyordum fakat suyun bile ingilizcesini anlamadıklarında olayın ciddiyetiniz anladım. Buraya geldiğimiz ilk dönemlerde, ispanyolcamız hemen hemen hiç yokken oğlum hastalandı, apar topar acile gittik ve ingilizce bilen doktor yoktu. Hayatımda kendimi bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyorum. Tüm gece ‘ben burada ne yapıyorum’ diye düşünmüştüm, çok zor bir geceydi. Dediğim gibi zor anlarda uzakta olmak daha çok zorluyor. Örneğin ailecek hastalandığımız, kafamızı kaldıramadığımız dönemde çalan kapıyla birisinin sıcacık çorba getirmeyeceğini bilmek çok zor, insan kendisini çok yalnız hissedebiliyor. Bu birkaç minik örnek zorluklarla ilgili nelerden bahsetmek istediğimi özetlemiştir diye düşünüyorum.
 
 
Şimdi gelelim artılara 🙂 Farklı bir kültür, coğrafya, dil bize o kadar çok şey kattı ki. Çok farklı pencerelerden bakmaya başladım hayata. Bununla ilgili somut bir örnek verebilmek çok zor fakat dünyanın farklı noktalarında devam eden, birbirinden bağımsız o kadar değişik hayatlar var ki… Bunun derinliği bile kendisine hayran bıraktırıyor. İşte bu sebeplerle fırsat var ise bir dönem farklı bir ülkede yaşayabilmek gerçekten eşsiz bir deneyim. Bu değişimin oğlumuz üzerindeki etkisi de oldukça güzel. Şu an ingilizce ve ispanyolcayı çok güzel konuşuyor. Farklı farklı ülkelerden arkadaşları var bu sebeple Dünya’yı, insanlar arasındaki farklılığın güzelliklerini öğreniyor. Costa Rika’daki volkandan, Peru’daki trenden bahsedebiliyor. İleride hatırlar ya da hatırlamaz bilemiyorum fakat eminim ki  bu yaşadıkları bir şekilde ona çok şey kazandırıyor. Benim için farklı bir şehire gitmenin büyük heyecan olduğu yaşlarda o Arjantin’deki arkadaşını ziyarete gitmekten bahsediyor 🙂 Tabi onun için de başlarda herşey çok zordu. 2,5 yaşında dillerini asla bilmediği 10 çocuk ve öğretmen ile gününü geçirmek zorunda kalıyor, eve geldiğinde ‘ben onları hiç anlamıyorum, onlar da beni’ diye dert yanıyordu 🙁
Artılardan bahsederken atlanmaması gereken bir noktada Panama’nın birçok ülkeye yakınlığı ve seyahat çeşitliliğimiz. Peru, Küba, Kolombiya, Meksika ve daha bir çok ülkeye 2-3 saatlik uçuşlar ile gidebilmenin avantajını bol bol değerlendiriyoruz. Elimizden geldiğince bu coğrafyayı keşfediyoruz. 
 

Yurtdışına taşınacak olanlara neler tavsiye edersin?

Çok güzel bir soru çünkü o kadar çok mesaj alıyorum ki Panama’ya yerleşmek ile ilgili. Nedenini sorduğumdaysa 12 ay yaz, güzel ülke, 6 ay vizesiz kalınabiliyor vs. gibi çok da cezbedici  cevaplar ile karşılaşıyorum. Fakat bence bunların hiçbiri sıfırdan düzen bozup bir ülkeye yerleşmek için yeterli sebepler değil. Tabi sözüm meclisten dışarı, ben macera yaşamak istiyorum, her ortamda yaşarım diyorsanız buyurun gelin, Panama çok güzel 🙂
Fakat odağınız gideceğiniz ülkede iş bulabilmek, kaliteli şartlarda yaşamak ise öncesinde birçok farklı açıdan araştırmanız gerekiyor. Mesela Panama’da ispanyolcanız yok ise iş bulma imkanınız çok düşük. Vatandaşlık için ya şirket kurmalı, ya da gayrimenkul satın almalısınız. Ve bu süreçler ciddi şekilde takip ediliyor. Kiralar Türkiye’dekinin dolar versiyonu. Yani 2000 TL’ye kirada kaldığınız bir evin müadilinin kirası burada 2000 dolar civarında. Belirli bir birikmişim var onunla idare ederim dediğiniz noktada sabit giderler, kira, mutfak gibi detaylar oldukça önemli. 
Onun dışında eğer konu farklı bir ülkede yaşamak ise inanın bu eşsiz bir deneyim. Evet çok zor ama çok da güçlü hissettiren, büyüten bir deneyim. 
Ülke değiştirme, taşınma ve adaptasyon sürecinde yasal prosedürleri sıkı takip etmek çok önemli. Bir de acele etmemek, biraz rahat olmak hedefleri uzun vadeli koymak daha mantıklı olacaktır. Çünkü insanın aklına gelmeyen, planlamadığı o kadar çok şey çıkıyor ki karşısına…

Tecrübeleri paylaşma zamanı: Bulunduğun ülkedeki en güzel mekanlar ve bunları yapmadan dönmeyin dediklerin…

 

Off en güzel bölüm. Panama’da yapılacak o kadar çok şey var ki civardaki ülkeleri karış karış gezmişken Panama’yı es geçen gezginleri anlayamıyorum:) 

İşte buradayken gitmeye bayıldığımız ve yolunuz buraya düşerse kesinlikle gitmenizi tavsiye ettiğim yerler. 

Casco; her ülkenin bir old city’si vardır ya işte Panama’da orası Casco Viejo. Benim en çok keyif aldığım yerlerden birisi. Casco’da eski fransız ve ispanyol mimarisiyle yapılmış kısa katlı evlerin arasında yürüyüşünüzü yaparken karşı sahilde karşınıza aniden yüksek binalar çıkıyor orası da yeni şehir zaten 🙂 Yüksek binalar, gökdelenler falan… Casco’nun çıkışı biraz önce bahsettiğim büyük sahil şeridine bağlanıyor, Cinta Costera’ya… Birçok meydan, kilise, cafe, restaurant bulabileceğiniz Casco şehir turlarının olmazsa olmazı.

Panama Kanalı inanılmaz bir mühendislik harikası, okumuştum ama ne dediklerini kanalı, kanalı yapabilmek için oluşturulan nehir ve gölleri gezerken daha iyi anladım. O alanlarda her gün çalışmalar devam ediyor, çok ciddi bir organizasyon durmadan işliyor. Kanaldan gün 14-15 adet gemi geçiş yapıyor. Dilerseniz siz de geminin bir okyanustan diğer okyanusa geçişini, kanal ve okyanuslar arasındaki 28 metre olan yükseklik farkının doldurulan havuzlar ile hizalanmasını belirli noktalardaki tesislerden izleyebiliyorsunuz. İzleyebileceğiniz ve şehre en yakın olan kanal kapağı Mira Flores.
 
Gatun Gölü; Kanal’ın göz bebeği, kanaldan geçen gemiler bu gölün içerisinde geçip kanal kapaklarına ulaşıyor. Panama Terzi’si filmini izlediyseniz bol bol bu gölü görmüşsünüzdür zaten. Bu göl milli park içerisinde yer alıyor, bu parkta göl kenarında yürüyüş yapabilirsiniz, gölde tur yapıp farklı tür maymunların olduğu minik adacıkları ziyaret edebilirsiniz, şanslıysanız timsahlarla karşılaşabilirsiniz ve binbir tür meşhur Panama Kuşlarını görebilirsiniz.
 
Contadora Adası; Pasifik denizinde, İnci Takım adalarından birisi olan Contadora günübirlik seyahatler için çok doğru bir adres çünkü ulaşımı diğer adalara göre daha kolay. Minik teknelerle değil gemiler ile gidiliyor, denizi ve doğası gerçekten güzel. Adada kiralayacağınız minik golf arabası ile tur atıp dilediğiniz plajda yüzebiliyorsunuz. Bu ada restaurant ve oteller de var.  Adaya Ekim- Aralık ayları arasında giderseniz balinaların doğum yaptığı döneme denk geleceğinizden şanslıysanız balinaları da görebilirsiniz.
İnci takım adalarında bir dönem Survivor çekilmiş, bu sebeple Contadora’daki halk Acun’u ve ekibini tanıyor 🙂
 

San Blas Adaları; Panama’da şaşırdığım, büyülendiğim yerlerden birisi de San Blas. Ülkenin Atlantik kıyılarındaki Karayip adaları. Ortalama 360 adet irili, ufaklı adacık. Bazılarında yaşam var, bazılarında ise yok. Adaların yönetimi Kuna Yala’lı denilen yerlilerin elinde. Bu adaların yönetimi kendi içlerinde bağımsız, dış işlerde Panama hükümetine bağlı. Adalara gitmek isterseniz farklı bir ülkeye geçiş yapıyormuş gibi pasaport göstermeniz gerekiyor. Biz defalarca gittik, deniz, kum, su sakinse görebileceğiniz deniz yıldızları gerçekten etkileyici. 

Panama’da Karayip Denizi kıyılarını ziyaret etmek istiyorsanız hizmet& tesis vs. konularında  beklentiniz yüksek olmamalı, çünkü bu adalara gidiyorsanız tam bir survivor hayatı yaşıyorsunuz. Devlet bu kıyılara tesis yapılmasına izin vermiyor. Adalara gidiyorsanız eğer içeceklerinizi, buzluğunuzu ve yemeğinizi yanınızda götürmeniz gerekiyor. Biz bu piknik konseptine çok alıştık. İlk geldiğimizde çok zor gelmişti, anlamsız bulmuştuk fakat doğanın o el değmemiş, betonlaşmamış halini gördüğünüzde ve alıştığınızda buzluğunuzu daha çok sever hale geliyorsunuz.

Emberra Yerlileri; Uzun yıllar önce Kolombiya ve Darien bölgesinden Panama’ya göç eden kızılderililer. Panama’da hükümetin izniyle, kendi yaşam tarzlarıyla Chagres Milli Parkı içerisinde yaşıyorlar. Elektrikleri yok, suları yok, doğru düzgün kıyafetleri yok. Kendi yaşam tarzlarından, doğayla birlikte yaşamaktan gayet mutlular. Fakat, her ne kadar tercih etmeselerde, bazı noktalarda temasları da oluyor şehir hayatıyla. Çocuklarını okula gönderiyorlar, acil durumlarda sağlık hizmetlerinden faydalanıyorlar. Bu temaslar için ihtiyaçları olan maddi kazançlarını el emeği yaptıkları ürünleri satarak kazanıyorlar. Panama’ya taşındığımız ilk dönemden beri onlarla bir şekilde iletişime geçebilmek için çok uğraştım. Farklı kabilelere düzenlenen turlar var fakat benim beklentim onlardan farklıydı ve sonunda bir gruba ulaşabildim. Arada onları ziyarete gidiyoruz, artık bizi tanıyorlar, Efe’yle oyun oynuyorlar, giderken çocuklara balon götürüyoruz vs. 

Bunlar dışında Panama City’e 6-7 saat uzaklıktaki Bocas Del Toro, 6 saat uzaklıktaki Boquete, 2 saat mesafedeki El Valle de Anton, karayip kıyılarındaki adalar özellikle Isla Grande ve Isla Mamey Panama ülkesinde ziyaret edilecek diğer adresler.

 

Tecrübeleri paylaşma zamanı: Bulunduğun ülkedeki en güzel mekanlar ve bunları yapmadan dönmeyin dediklerin…

 

Off en güzel bölüm. Panama’da yapılacak o kadar çok şey var ki civardaki ülkeleri karış karış gezmişken Panama’yı es geçen gezginleri anlayamıyorum:) 

İşte buradayken gitmeye bayıldığımız ve yolunuz buraya düşerse kesinlikle gitmenizi tavsiye ettiğim yerler. 

Casco; her ülkenin bir old city’si vardır ya işte Panama’da orası Casco Viejo. Benim en çok keyif aldığım yerlerden birisi. Casco’da eski fransız ve ispanyol mimarisiyle yapılmış kısa katlı evlerin arasında yürüyüşünüzü yaparken karşı sahilde karşınıza aniden yüksek binalar çıkıyor orası da yeni şehir zaten 🙂 Yüksek binalar, gökdelenler falan… Casco’nun çıkışı biraz önce bahsettiğim büyük sahil şeridine bağlanıyor, Cinta Costera’ya… Birçok meydan, kilise, cafe, restaurant bulabileceğiniz Casco şehir turlarının olmazsa olmazı.

Panama Kanalı inanılmaz bir mühendislik harikası, okumuştum ama ne dediklerini kanalı, kanalı yapabilmek için oluşturulan nehir ve gölleri gezerken daha iyi anladım. O alanlarda her gün çalışmalar devam ediyor, çok ciddi bir organizasyon durmadan işliyor. Kanaldan gün 14-15 adet gemi geçiş yapıyor. Dilerseniz siz de geminin bir okyanustan diğer okyanusa geçişini, kanal ve okyanuslar arasındaki 28 metre olan yükseklik farkının doldurulan havuzlar ile hizalanmasını belirli noktalardaki tesislerden izleyebiliyorsunuz. İzleyebileceğiniz ve şehre en yakın olan kanal kapağı Mira Flores.
 
Gatun Gölü; Kanal’ın göz bebeği, kanaldan geçen gemiler bu gölün içerisinde geçip kanal kapaklarına ulaşıyor. Panama Terzi’si filmini izlediyseniz bol bol bu gölü görmüşsünüzdür zaten. Bu göl milli park içerisinde yer alıyor, bu parkta göl kenarında yürüyüş yapabilirsiniz, gölde tur yapıp farklı tür maymunların olduğu minik adacıkları ziyaret edebilirsiniz, şanslıysanız timsahlarla karşılaşabilirsiniz ve binbir tür meşhur Panama Kuşlarını görebilirsiniz.
 
Contadora Adası; Pasifik denizinde, İnci Takım adalarından birisi olan Contadora günübirlik seyahatler için çok doğru bir adres çünkü ulaşımı diğer adalara göre daha kolay. Minik teknelerle değil gemiler ile gidiliyor, denizi ve doğası gerçekten güzel. Adada kiralayacağınız minik golf arabası ile tur atıp dilediğiniz plajda yüzebiliyorsunuz. Bu ada restaurant ve oteller de var.  Adaya Ekim- Aralık ayları arasında giderseniz balinaların doğum yaptığı döneme denk geleceğinizden şanslıysanız balinaları da görebilirsiniz.
İnci takım adalarında bir dönem Survivor çekilmiş, bu sebeple Contadora’daki halk Acun’u ve ekibini tanıyor 🙂

San Blas Adaları; Panama’da şaşırdığım, büyülendiğim yerlerden birisi de San Blas. Ülkenin Atlantik kıyılarındaki Karayip adaları. Ortalama 360 adet irili, ufaklı adacık. Bazılarında yaşam var, bazılarında ise yok. Adaların yönetimi Kuna Yala’lı denilen yerlilerin elinde. Bu adaların yönetimi kendi içlerinde bağımsız, dış işlerde Panama hükümetine bağlı. Adalara gitmek isterseniz farklı bir ülkeye geçiş yapıyormuş gibi pasaport göstermeniz gerekiyor. Biz defalarca gittik, deniz, kum, su sakinse görebileceğiniz deniz yıldızları gerçekten etkileyici. 

Panama’da Karayip Denizi kıyılarını ziyaret etmek istiyorsanız hizmet& tesis vs. konularında  beklentiniz yüksek olmamalı, çünkü bu adalara gidiyorsanız tam bir survivor hayatı yaşıyorsunuz. Devlet bu kıyılara tesis yapılmasına izin vermiyor. Adalara gidiyorsanız eğer içeceklerinizi, buzluğunuzu ve yemeğinizi yanınızda götürmeniz gerekiyor. Biz bu piknik konseptine çok alıştık. İlk geldiğimizde çok zor gelmişti, anlamsız bulmuştuk fakat doğanın o el değmemiş, betonlaşmamış halini gördüğünüzde ve alıştığınızda buzluğunuzu daha çok sever hale geliyorsunuz.

Emberra Yerlileri; Uzun yıllar önce Kolombiya ve Darien bölgesinden Panama’ya göç eden kızılderililer. Panama’da hükümetin izniyle, kendi yaşam tarzlarıyla Chagres Milli Parkı içerisinde yaşıyorlar. Elektrikleri yok, suları yok, doğru düzgün kıyafetleri yok. Kendi yaşam tarzlarından, doğayla birlikte yaşamaktan gayet mutlular. Fakat, her ne kadar tercih etmeselerde, bazı noktalarda temasları da oluyor şehir hayatıyla. Çocuklarını okula gönderiyorlar, acil durumlarda sağlık hizmetlerinden faydalanıyorlar. Bu temaslar için ihtiyaçları olan maddi kazançlarını el emeği yaptıkları ürünleri satarak kazanıyorlar. Panama’ya taşındığımız ilk dönemden beri onlarla bir şekilde iletişime geçebilmek için çok uğraştım. Farklı kabilelere düzenlenen turlar var fakat benim beklentim onlardan farklıydı ve sonunda bir gruba ulaşabildim. Arada onları ziyarete gidiyoruz, artık bizi tanıyorlar, Efe’yle oyun oynuyorlar, giderken çocuklara balon götürüyoruz vs. 

Bunlar dışında Panama City’e 6-7 saat uzaklıktaki Bocas Del Toro, 6 saat uzaklıktaki Boquete, 2 saat mesafedeki El Valle de Anton, karayip kıyılarındaki adalar özellikle Isla Grande ve Isla Mamey Panama ülkesinde ziyaret edilecek diğer adresler.

 

San Blas Adaları; Panama’da şaşırdığım, büyülendiğim yerlerden birisi de San Blas. Ülkenin Atlantik kıyılarındaki Karayip adaları. Ortalama 360 adet irili, ufaklı adacık. Bazılarında yaşam var, bazılarında ise yok. Adaların yönetimi Kuna Yala’lı denilen yerlilerin elinde. Bu adaların yönetimi kendi içlerinde bağımsız, dış işlerde Panama hükümetine bağlı. Adalara gitmek isterseniz farklı bir ülkeye geçiş yapıyormuş gibi pasaport göstermeniz gerekiyor. Biz defalarca gittik, deniz, kum, su sakinse görebileceğiniz deniz yıldızları gerçekten etkileyici. 

Panama’da Karayip Denizi kıyılarını ziyaret etmek istiyorsanız hizmet& tesis vs. konularında  beklentiniz yüksek olmamalı, çünkü bu adalara gidiyorsanız tam bir survivor hayatı yaşıyorsunuz. Devlet bu kıyılara tesis yapılmasına izin vermiyor. Adalara gidiyorsanız eğer içeceklerinizi, buzluğunuzu ve yemeğinizi yanınızda götürmeniz gerekiyor. Biz bu piknik konseptine çok alıştık. İlk geldiğimizde çok zor gelmişti, anlamsız bulmuştuk fakat doğanın o el değmemiş, betonlaşmamış halini gördüğünüzde ve alıştığınızda buzluğunuzu daha çok sever hale geliyorsunuz.

Emberra Yerlileri; Uzun yıllar önce Kolombiya ve Darien bölgesinden Panama’ya göç eden kızılderililer. Panama’da hükümetin izniyle, kendi yaşam tarzlarıyla Chagres Milli Parkı içerisinde yaşıyorlar. Elektrikleri yok, suları yok, doğru düzgün kıyafetleri yok. Kendi yaşam tarzlarından, doğayla birlikte yaşamaktan gayet mutlular. Fakat, her ne kadar tercih etmeselerde, bazı noktalarda temasları da oluyor şehir hayatıyla. Çocuklarını okula gönderiyorlar, acil durumlarda sağlık hizmetlerinden faydalanıyorlar. Bu temaslar için ihtiyaçları olan maddi kazançlarını el emeği yaptıkları ürünleri satarak kazanıyorlar. Panama’ya taşındığımız ilk dönemden beri onlarla bir şekilde iletişime geçebilmek için çok uğraştım. Farklı kabilelere düzenlenen turlar var fakat benim beklentim onlardan farklıydı ve sonunda bir gruba ulaşabildim. Arada onları ziyarete gidiyoruz, artık bizi tanıyorlar, Efe’yle oyun oynuyorlar, giderken çocuklara balon götürüyoruz vs. 

Bunlar dışında Panama City’e 6-7 saat uzaklıktaki Bocas Del Toro, 6 saat uzaklıktaki Boquete, 2 saat mesafedeki El Valle de Anton, karayip kıyılarındaki adalar özellikle Isla Grande ve Isla Mamey Panama ülkesinde ziyaret edilecek diğer adresler.

Özlem (gezentianne) kimdir?

Görmediği yerleri gezmeyi, tatmadığı lezzetleri denemeyi ve keşfettiği herşeyi paylaşmayı çok seven, bir kız bir oğlan, 2008 doğumlu ikizleri olan bir anneyim. 1976 Üsküdar doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği mezunuyum. Bir bankanın yazılım geliştirme departmanında geçirdiğim 15 yıllık çalışma hayatım boyunca eşimle birlikte, çocukların öncesinde ve sonrasında 51 ülke ve 162 şehir gezdim, 2015’te kurumsal hayatla vedalaştım, gezmeye devam ediyorum…

Hangi ülkedesin ve buraya yerleşme hikayen

İngiltere’de yaşıyorum. 2015 yılında eşimin iş değişikliği sebebiyle ikizlerimiz ile birlikte İngiltere’nin Stafford şehrine yerleştik. 3 yıl Stafford’da yaşadıktan sonra yine eşimin iş değişikliği sebebiyle İngiltere’nin Colchester şehrine taşındık ve burada yaşamaya devam ediyoruz.

Yurt dışında yaşamanın artıları ve eksileri – kısaca gerçek yüzü

Ben bu konu ile ilgili detaylı bir yazı hazırlamıştım o yazının ana başlıklarını iletebilirim.

Yurtdışında yaşamanın avantajları: 1-Trafikte tüketilmeyen hayatlar

2-Birbirine saygı duyan güler yüzlü insanlar

3-Şark kurnazlığından uzak yaşamlar

4-Çalışanın hakkını koruyan iş hayatı ve makul çalışma saatleri

5-Spor ve sosyal aktivitesi bol bir yaşam

6-Eğitim sistemi

7-Yaşadığınız ülkenin vatandaşı olabilme imkanı

Yurtdışında yaşamanın dezavantajları ise:

1-Ait olmadığın bir kültüre ayak uydurma çabası

2-İkinci sınıf vatandaş olma sorunsalı

3-Ailenizden ve dostlarınızdan uzakta desteksiz bir yaşam

4-Çocukların Türkçeye ve Türk kültürüne yabancılaşması

Yurt dışına taşınacak olanlara ne tavsiye edersin

Yaşamayı planladıkları ülkede yaşayan diğer Türklerin bulunduğu Facebook gruplarına üye olmalarını şiddetle tavsiye ederim. Bu şekilde karşılaştıkları problemler ile ilgili destek alabilir, aynı yollardan geçmiş kişilerin tecrübelerinden faydalanabilirler. 

Tecrübeleri paylaşma zamanı: Bulunduğun yerdeki en güzel mekanlar ve bunları yapmadan dönmeyin dediklerin

Londra hakkındaki restoran tavsiyelerime aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz, orada tüm detaylar mevcut 😉

http://gezentianne.com/londra-restoran-tavsiyeleri


 
 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply